• MÜLTECİLERE HİCRET YURDU YA DA MUHACİRE ENSAR OLMAK

    Yazar: M. Mahfuz Söylemez

    Zulme maruz kaldığı, harem-i ismetine el uzatıldığı, kutsalının çiğnendiği, kutsiyetinin yok edildiği, onurunun ayaklar altına alındığı, değerlerine dil uzatıldığı; inançlarının yaşanmasına mâni olunduğu için yurdundan, sılasından, ailesinden, alışkanlıklarından uzaklaşarak “muhacir” konumuna düşen insanlar, İslâm nokta-i nazarından son derece değerli kabul edilmiş ve hatta içinde yaşadıkları toplumun en seçkinleri olarak zikredilmişlerdir. Böylece onların bu hicretleri Kur’ân tarafından Allah’a yapılan bir yolculuk olarak tesmiye edilmiş ve onlara her iki cihanda da üstün bir derece, yüce bir mertebe mükâfat olarak vadedilmiştir. Nitekim Kur’ân’ı Kerim İslâm tarihinin ilk muhacirlerinin çıktıkları kutsal yolculuklarını makbul gördüğünü ifade etmek amacıyla şöyle demektedir.

    “Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülen veya ölenlere, Allah elbette güzel bir rızık verecektir. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnız Allah’tır. O onları hoşnut olacakları bir yere koyacaktır. Şüphesiz Allah bilendir, halîmdir.” 22/58–59 Continue Reading

    2 Eylül 2015 • Genel

  • İSTANBUL: HATIRALAR VE ŞEHİR

    Yazar: Selma Elmas

    Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
    Bu şehir arkandan gelecektir.
    Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
    aynı mahallede kocayacaksın;
    aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
    Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
    Başka bir şey umma-
    Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
    öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.

    Konstantinos Kavafis

     

    Toplumlar nasıl anımsar? Bir şehrin hafızasının içerik ve kodlarını fark etmenin, bir başka aşka dönüşen aşinalıklara erişmenin erkânı nedir? İşte cevaplanması güç böylesi sorulara, hatıraların penceresinden bakmanın imkânını veren kitaplar vardır. “İstanbul: Hatıralar ve Şehir” de bunlardan biri. Orhan Pamuk, bir şehrin hafızasına, kendine özgü kesitlerden ve kişisel tarihlerden sahneler düşürüyor. İstanbul’un minör tarihiyle edebî bir anlatının sınırlarını kaldıran kitap, şehre karşı çok katmanlı bakışlar vaat ediyor.

    Kavafis, meşhur şiiri Şehir’de “Başka bir şehir bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir.” diyor. Bir şehri en çok da aidiyetlik duygusuyla içimize kazıdığı için midir nedir bilinmez ama bu şiirin “şehir” ve “ben” üzerine yani insanın şehri inşa etmesi, şehrin de insanı inşa etmesi meselesine, insanın benini yaşadığı şehirden bağımsız düşünemeyeceğimizi vurgulayan yönüne hep hayran kalmış ve düşünmüşümdür. Bu sebeple şiirin ”Şehirleri insanlar kurar, insanları şehirler inşa eder.“ algısıyla yazılmış en iyi şiirlerden olduğunu söylemek gerekir. Oysaki her şehir için bir ifadesi olan bu dizelerin bendeki tek karşılığı İstanbul’dur nedense. Sevdiğim, gitmeyi düşlediğim onca şehir varken İstanbul hep başka, bambaşka. Gidecektim, fakat yine ve hep oraya, o şehre dönecektim. Continue Reading

    16 Haziran 2015 • Genel

  • KÜRESELLEŞME KÜLTÜR VE MÜSLÜMANLAR

    Yazar: Ömer Karataş

    Monist bir paradigmayı temsil eden Modernizm, pek çok dîn ve kadim geleneği ve bunların mensuplarını, kendi ilke ve yaşam tarzı ekseninde dönüştürerek küresel çapta bir etki oluşturmuştur. Postmodernizm ise hakikati izafileştiren anlayışı ile merkeze kendini/çoğulculuğu koyarak diğer kültür, inanç ve yaşam biçimlerini dönüştürürken; Müslümanlar için ya asimilasyonu ya da eliminasyonu şart koşmaktadır.

    Dayattığı hayat tarzı ve farklılıklara tahammülü olmayan yapısı sebebi ile Modernizmle mücadele edilmesi daha kolayken; Postmodernizm, hakikati izafileştiren yapısı ve modernitenin baskıcı yüzünü yumuşatması sebebi ile mücadele edilmesi daha zor bir konumda durmaktadır. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • İNSANLIĞIN KADİM İHTİYACI YEMİNLER VE KUR’ÂN’DA ALLAH’IN YEMİN ETMESİ

    (Hamîduddîn El-Ferâhî’nin “Kur’ân’da Yeminler” Kitabı Üzerine)

    Yazar: Orhan Güvel

    İnsan zaman zaman muhatabının kendisine güvenini pekiştirmek için söylediklerini veya verdiği bir sözü te’kit etmeye ihtiyaç duyar. Özellikle iki topluluk arasında, yöneticiyle tebaası arasında veya fertler arasındaki anlaşmalarda bu elzemdir. Bu şekilde tarafların birbirlerine güven duymaları sağlanır, dost kim düşman kim bu yolla bilinir. Toplumsallaşan insan kendi söz ve anlaşmalarını te’kit için farklı üsluplar ve ifadelere gereksinim duymuştur. İşte yeminlerin kökeni bu ihtiyaçtır. Bu nedenle yeminlerin tarihini çok eskilere kadar götürmek mümkündür. Bu durum günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Farklı dîn, dil ve kültürden insan gündelik hayatında sıkça yeminlere başvurmaktadır.[1] Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • İSLÂM’A GÖRE OLAĞANÜSTÜLÜK

    Yazar: TEWFİQ SIDQÎ**

    Tercüme: Dilek Sucu

     

    İnsanlığın Gelişim Evreleri ve Mucizeler – Aklî / Ussal ve Duyusal Mucizeler – Gayb ilmi / Metafizik – Hipnotizma – Ruhların Çağırılması – Büyücülük – Rüyalar – Kozmik / Evrensel Yasalar ve Mucizeler – Toplumsal, Bireysel Suçlar ve İlahi Cezaları)***

    İnsanoğlu, varoluşunu anlamlandırmaya çalıştığı tarihsel sürecinde çocukluk evresine benzer, uzun denilebilecek bir dönem geçirdi. Öyle ki, vehim ve hurafeler insan aklı üzerinde egemen olmuş, insanlar arasında aldatıcı, büyücü ve sihirbazlar çoğalmıştı. Bunlar, insanları iftira ve yalanlarıyla nüfuzları altına almış ve tüm işlerinde yetki sahibi olarak davranmaya başlamışlardı. Denilebilir ki, hiç kimse onlara danışıp fikir sormaksızın herhangi bir eylemde bulunamazdı. İnsanlar onların ellerinde hayvanlar gibiydiler. Aslında bu tanımın da ötesinde çok daha karmaşık, belirsiz ve sapık bir yol üzerindeydiler. Bozulmuş zihinler, sığ görüşler, ilkel anlayışlar, yetersiz kavrayışlar, bilgisizlik ve saplantılar, onları kaldıran ve oturtan, hüzünlendiren ve sevindiren hurafe ve bâtıl inançlar… Nitekim gökyüzünde ne zaman şimşek çaksa titrer ve huzursuz olurlardı. Bulutlardan yıldırım düşmesi durumunda ise heyecanlanıp dehşet bir korkuya kapılırlardı. Herhangi bir hastalığa maruz kaldıklarındaysa kurtulmak için birtakım kâğıtlar takar veya büyücülerden yardım isterlerdi. Eğer oğullarına nazar değmişse onları muskalarla sarıp korumaya çalışır, etraflarına da, yerleştirdikleri buhurdanlıklardan tütsüler yayarlardı. Güneş ve ay tutulduğunda ise iddia ettikleri üzere ilahlarını razı etmek için bağırır, deflere vurup davullar çalarlardı. Bu ve benzeri daha nice kuruntu ve bâtıl inanışlar içerisinde idiler. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • VAHİY EKEN MÜ’MİN BİÇER, RÜZGÂR EKEN FIRTINA BİÇER

    Yazar: İbrahim Sarmış

    Yüce Allah insanların mü’min olması için nur, mizan, furkan, burhan, beyyine, hüküm, zikir, mev’ize, inzar, sırat-ı müstakim, hikmet, hidayet, rahmet, hablullah ve urvetu’l-vuska olan bir kitap indirmiştir. Gerçekten de Kur’ân; yazılı KİTAP’tır, her şeyi yerli yerinde söyleyen HİKMET’tir, her şeyin ve her işin ölçüsünü veren MİZAN’dır, yola kılavuzluk/HİDAYET’tir, yolu aydınlatan NUR’dur, Allah’tan insanlara RAHMET’tir, hakla bâtılı ayıran FURKAN’dır, doğruyu ve gerçeği kesin olarak kanıtlayan BURHAN’dır, apaçık delil olan BEYYİNE’dir, bilgilendiren ve yönlendiren MEV’İZE’dir, unutanlara veya yüz çevirenlere hatırlatan ZİKİR’dir, baş ağrısına, bel ağrısına, diş ağrısına, diz ağrısına ve başka bedensel hastalıklara değil; kalplerde olan şirk, küfür, nifak, isyan, haset, bilgisizlik, huzursuzluk ve güvensizlik gibi hastalıklara ŞİFA’dır, inananları müjdeleyen BÜŞRA’dır, inanmayanları korkutan İNZAR’dır, dîn olarak her şey hakkında HÜKÜM’dür, Allah’a güvenenler için URVETÜ’L-VUSKA’dır, kurtuluş için uzatılan HABLULLAH’tır. Kristalin parlayan yüzleri gibi bütün bunlar vahyin birer yüzü ve boyutudur. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • KÜLTÜR TASAVVURU VE POLİTİKALARI

    Yazar: Altan Murat Ünal

    Müslümanların içinde bulundukları sorunlar birer birer sıralanacak olsa kültürel sığlaşmanın, yozlaşmanın bu sıralamanın ön taraflarında yer alabileceğini söylemek çok zor olmayacaktır galiba. Belki birileri kalkıp, “Bunca siyasal ve ekonomik sorunlar ortadayken kültür konusunun dile getirilmesinin kime ne yararı var?” diyebilir. Ancak böyle bir soru bile kültür muhayyilesinin ne ölçüde daralmış olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Zira solunan havanın tamamına verilen addır kültür. İnsanın tüm tutum ve davranışlarını, hayatı algılayış biçimini kuşatan unsurlardan oluşur kültür. Hayat alanını inşa eden tüm unsurlar bir milletin kültür tasavvurunu oluşturur. Oturma, kalkma biçiminden konuşma biçimine, yemek yeme adabından insanlar arası ilişkilere, siyasetten düğünlere, bayramlara ve mimariden müziğe kadar ne varsa tamamı bir milletin kültür tasavvurunu teşkil eder. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • ÖZGÜN VE ÖZNEL ‘İSLAM VE KÜLTÜR MEDENİYETİ’ MÜMKÜN MÜ

    Yazar: Arif Arcan

    Giriş

    Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir. Kaldı ki bu kavramsallaştırmalar modernizmin üretimleri olup modern sosyal bilim disiplinlerinin uğraşısı alanına girmektedir. Dolaysıyla ‘İslâm Kültür ve Medeniyeti’ kavramsallaştırmasına uzak geçmişimizden bir dayanak bulabilmenin imkânsızlığı tartışmamızı daha başta zora sokmaktadır.

    Kültür ve medeniyet kavramları Batılılaşma çabaları ile gündemimize girmiştir. Bu kavramlar çoğu zaman birbirlerine karıştırılmaktadır. Bu karıştırma bilgisizlikten dolayı meydana gelmeyip kavramların ithal edildiği Batılı kaynakların farklılaşması nedeniyle oluşmuştur. Cemil Meriç’in ifadesiyle Fransızcadaki kültür kavramı irfana karşılık gelmekte iken Amerikan İngilizcesindeki kültür, medeniyete karşılık gelmektedir.[1] Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • DÜNYAYI MÜLK MÜLKÜ DEVLET EDİNMEK

    Yazar: Abdurrahman Arslan

    Modern düşünce kendi özgürlük tanımına dayanarak, başlangıcından itibaren dini, aileyi ve devleti eleştiri konusu yaptı; sanayi devriminin doğurduğu muazzam adaletsizliklerle beraber Marks’tan sonra bunlara mülkiyet/sermaye de eklenmiştir. Yeniçağla beraber üzerinde en çok meşgul olunan meselenin iktisat olması, batılı insanın kendi tarihsel tecrübesi göz önüne alındığında boşuna sayılamaz. Binlerce yıldan beri asla mülk sahibi olamamış ve bu yüzdende mülk/sermaye sahibi olmaya aşırı şekilde susamış bu insanın reformasyonla beraber mülk/sermaye sahibi olmaya başlaması, onu aynı zamanda ciddi bir sorunla da yüz yüze getirmiştir. Çünkü daha sonraları bir sınıf olarak “burjuva” şeklinde adlandırılacak olan bu insanlar mülkiyetle nasıl bir ilişki kurulacağını bilemiyorlardı. Modern dönemin iktisat üzerinde bu kadar çok yoğunlaşmasının sebeplerinden biri de Batılı insanın mülkiyetle kuracağı ilişkinin mantığı, kuralları, onu güvenceye almanın yolları, kısacası mülkiyetle ilişkinin “nasıllığı” üzerinedir. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • CEHENNEM’İN VAR DİYE KURUM ETME

    Yazar: Nurettin ÖZCAN

    Tartısı hafif gelen ise

    Bir uçurumun girdabına sürüklenecektir

    Bilir misin nedir o uçurum?

    Dağlayan bir ateş!

                                                                                                                                       Karia 8–11

    Toplumların kültür dokularında, biz şunu çok iyi biliyoruz ki, herhangi bir toplumun inşa sürecinde, en temel yapı taşı, hiç vazgeçilemeyecek bir şekilde dîne bağlı inanç faktörüdür. Her ne kadar günün şartlarına uygun düşürülmüş türlü sosyal ve siyasal söylemler böyle bir olguyu görmezden gelseler ve örtmeye çalışsalar da, vak’aların ele alınışlarında dinin asli bir unsur olarak daimâ ilk plâna taşındığını görüyoruz. Bu hadise, toplumun kendi kendisini değerlendirmesinde böyle olduğu gibi, uluslararası değerlendirmelerde de tamamen böyledir. Meselâ George W. Bush’un 11 Eylül hadisesinden sonra haçlı seferleri ruhunu dile getirip onu alevlendirme çabasının arkasındaki inanç temeli budur. İngiltere Başbakanı Lloyd George’nin Türkler hakkındaki; ”Türkler bir insanlık kanseridir. Onlar bir talan, zulüm ve cinayet meşalesidir.” (D. Avcıoğlu, M. Kurtuluş Tarihi, c. 1 s. 35) sözlerinin arkasında, Hz. İsa ile ilgisini hiçbir zaman bulamamış, sömürgeci ve engizisyoncu kilise Hıristiyanlığının sürekli olarak beslediği nefret duygusu yatmaktadır.

    Continue Reading

    30 Mayıs 2015 • Genel

nem kurutmarutubet kurutmanem kurutmaısımak kiralamademirdöküm servissarısoy nakliyatvaillant servisprotherm servisiferroli servisifalke servisısımak kiralamasu kaçağı tespitidemirdöküm servisdemirdöküm servisweb tasarımı