İslam ile kazandığı endişelerini kaybeden; siyasetini, iktisadını kaybeder. Zamanla şahsiyetini ve İslam’ın kendine kazandırdığı kimliğini kaybeder. Bu kayıptan sonrasını konuşmak, asla ve esasa değil; teferruata kulaç atmaktır.
Rahman’ın insana kazandırdıklarını farkeder insan ve şükreder, secde eder. Karşısında secdeye kapandığınınn azametini ve kendisinin acziyetini farkeder. Bu azamet karşısında görülen ve hissedilen acziyet insanı çâr naçâr kılmaz, mümkünler dünyasında ‘hadd’ler çeperinde konuşur, koşar ve yapar kılar.
İş bu acziyet içindeki izzet, cesaret ve kudret; şahsiyetine musallat olan kompleks ve zilleti yok eder, yalnızca O’na boyun eğer ve yalnızca ondan medet umar. Zira onu ‘hayret’e düşüren ancak Rabbinin ayetleri, işaretleridir.
Sadece Rabbinedir minneti ! O vermiştir izini, yolunu bulacak ‘sözü’. Ve bu sözü anlamak üzere kodlanmış aklı’. Herşey, O’na yöneldikçe değer bulur, O’nu anladıkça, O’nun sözlerine nüfuz edebiliyorsa kıymetlidir.
Aldığımız gıda O’na secde edebilmemiz için sağlığa, sıhhate dönüşüyorsa; akıl O’nu anlamaya ve ayetlerine yönelmeye; göz gösterdiklerini görmeye; kulak O’nun anlatmak istediklerini anlamaya; güç, kudret, irade hakkı ve adaleti ikame etmeye; bilgi O’ndan haşyet duymaya yönlendiriyorsa değerlidir, değil midir ya! ! !
İktisad, siyaset, her nev’i hizmet, imanî olana meyletmiyor ve meyletmeye sebebiyet vermiyorsa; kazanılan para, yığılan servet, elde edilen güç ve makam, sahibine külfet ve vebalden başka nedir?
Ya ‘olacağız’ ya da mahvolacağız !
Ya ‘göreceğiz’ ya da kör olacağız !
Ya ‘akledecek/iman edeceğiz’ ya da kalbimize ihanet ettigimiz için rics/pislik içinde kalacağız!
Ya ‘tevhid’ edeceğiz ya da her eğer uzatana boyun uzatacak, rıza-yı ilahiden olduğumuz gibi hevanın bizim için çitlerini çektiği, rızanın olmadığı bir dünyanın pesinde koşacağız.









