İçimizde taşıdığımız derin çelişkilerle nereye kadar yaşanabilir ki?
Veya şöyle soralım; bu çelişkiler nasıl bir hayatı ortaya çıkartır?
‘Tevhid’le örülmüş bir hayat bu çelişkilere rağmen kurulabilir mi?
Sorunlarımızı tüm bu soruların ve çelişkilerin ağında konuşuyor ve cevaplamaya çalışıyoruz. Bu şartlar karşısında sağlıklı sonuç ve cevaplara ulaşmak ne mümkün !
Bu çelişkiler sürerken, dininiz her gün gereksiz ve yersiz bir tartışmanın içinde alay konusu yapılıyor ve ‘olumsuzluklarla’ anılıyorsa nasıl bir ‘iman’dan, nasıl, hangi ‘mü’minlik’ten bahsedilebilir?
Sürekli ilzam edilmekle başbaşa bırakılan bir “din”in cazibe unsuru olup insanlığın kurtuluşunu O’nda görmesi mümkün müdür? Bir de buna dini savunmak kabilinden üretilen apolojiler (savunmacı tavır ve konuşmalar) ‘dini’, müntesiplerini yabancılaştırdığı gibi, müntesibi olmamasına rağmen, birçok erdem ve zekâ sahibi için de ‘cazibe ve merak unsuru’ olmaktan çıkartmaktadır.









