Tamamlanmamışlık, insanın en derin girdabı… Tamamlanma yolunda adım atmadıkça içine, daha da içine çeken bir girdap.
Bir de tersinden ifade edelim; yarım kalmışlık, insan ve toplumlar için acı ve elem verici bir duygu. Duygular ve hisler de zaman içerisinde evrilir ya, tamamlanmamışlık duygusu da ‘tamam edilmedikçe’ sahibini yiyip kemiren ve ‘artık telafi edilemez’ ümitsizliğine sürükleyen bir duygu. Pek az insanı hariçte tutarsak, yarım kalmışlığın verdiği acı zamanla öyle büyür ki acı ve elem bedenleşir ve bünyeyi çepeçevre kuşatır.
Bugün halkı Müslüman ülkelerin çoğu, yarım kalmışlıkları ağır basan zamanlarda yaşamaktadırlar. İmanı zayıf, dîn u dünya görüşü yarım, bakışı ve ufku keskinlikten uzak, siyasetleri verimsiz, ekonomileri zayıf ve tutarsız, eğitim ve hukuk istikametten yoksun, özgüvenleri, sevgileri, yergileri, öfkeleri hatta nefret duyguları örselenmiş ve yarım kalmışlık hastalığına duçar…
Şöyle bir ilkeden hareket etmeliyiz belki de: insan ve toplumların tamamlanma, olgunlaşma sürecinde eleştiri ve yapamadıklarını görmek, göstermek; tebrik, takdir ve yapabildiklerine odaklanmaktan daha kıymetlidir. Peki, ne yapmış olursak tamamlanmış olacağız? Tamamlanmaya muhtaç olan, yarım kalan yarımız nedir ki? Bu soruların cevaplarına dair ipuçları bulacaksınız dergimizin elinizdeki sayısında.








Henüz değerlendirme yapılmadı.