Bedeni diri ve dik tutan ayaklar mıdır ya da kemikler mi? Yoksa kaslar veya etler ve yağlar mı? Hayır hayır, her birinin yaşamsal fonksiyonları olmasına rağmen, insanı ayakta tutan bunlar değil; ‘çabası, gayreti ve inancı’dır. Hâzâ yaratıcıdır insani ayakta tutan.
***
Bu amaç yok edildiğinde beden, sair dünya görüşleri ve ideolojilerin istismar ve etki sahasına açılmış demektir. İçinden geçtiğimiz şu yüzyıllarda, kâhir ekseriyetin bedeniyle bunca meşguliyeti, estetize edilerek, yenilenerek ‘bedenin kazanılması’ gibi görünse de olan şey ‘bedenin kaybı’, ‘bedenin tarihten çekilişidir’. Bedenin, aslî görev ve vazifesini terk edip yerini ‘meta’nın almasıdır.
Bedenin değerinden uzaklaşması… Bedenin tüketim ideolojisinin ‘nesnesi kılınması’… Aslında ‘küfrün kendini beden üzerinden imâri’…
İnsan küfre yataklık etmemeli… küfre karşı hakka siper olmayı bedenin en asil mevkii ve mevzii olduğunu her daim hatırlamalıdır.
Biz de ‘beden konusunu’ gündemlerinize taşıyalım dedik. Kapıyı tıklama mesabesinde ve bedeni aslî göreviyle tarihe -Althusser’in ifadesiyle- ‘çağıralım’ istedik. Buyrun, tarihteki safımızı tutmaya ve her türlü küfre ve yabancılaşmaya karşı hakk ve hakikatin gücüyle kalkışmaya…










Henüz değerlendirme yapılmadı.