Gör/e/meme biçimi…
Görememe, kişinin öğreneceği şeylerin bitip artık verme zamanı geldiğini düşündüğünde başlar. En çok da yaşı büyüklerde ve prestijli işlerle uğraştığını düşünenlerde…
Gör(eme)me öğrenilen bir şeydir, aynı zamanda öğretilen…
Bir müfredatla başlar her şey. Ve birilerinin bizim bilmediğimizi düşünmeye başlamasıyla… Kim ve ne ikna etti onu acaba, bizim bilmediğimize? Ve bizi tanımadan, sesimizi soluğumuzu duymadan, rûhî incelik zarafetlerimizi ve dahi kabiliyetlerimizi keşfetmeden neyin ve kimin programı?
Keşke öğretmeyi değil de, ilk önce anlamayı ve/ veya benden bir şeyler öğrenmeye çalışmayı denese… Beni katından bu dünyaya gönderenin, benim kara kutuma hangi sır ve yetenekleri yerleştirdiğini…
Hayal et çocuk, hayal et… Seni var edenin sana özel verdiği âyetlerini keşfe koyul.
Cevap vermekten usanan, yorulan, korkan ve cevabı olmayanlara rağmen soru sormaktan, anlamaya çalışmaktan yorulma.
Düşündükçe hayalin büyüyecek, hayalin büyüdükçe seni oyalayan meşgul eden şey ve kimselerden ‘sahici denizlere’ yelken açacaksın. Hayalle gerçek arasındaki ince çizgiyi fark et. Onu kaldırmayı düşünebildiğinde hayalin gerçek, gerçeğin yepyeni bir hayale koyulacak.
‘Hayal görüyorsun’ diyenlere inat, hayal göremeyenlerin seni anlaması zor. Çünkü onların kulaklarına söylenen ninni ‘tıpış tıpış yürüsün’e kadardı. Sen koş çocuk. Yürüyenler senden çok şey öğrenecek.