Tesanüd…
En temel ilkelerimizden birini daha hatırlayalım;
Fakirin zenginin malında;
Zayıfın güçlünün gücünde;
İlmen eksik olanın ilim sahibinin ilminde hakkı vardır.
Zengin, güçlü ve ilim sahibi için bu hakları vermesi ihtiyarî, yani tercihe bırakılmış değil; bir ödev, bir sorumluluk, bir zorunluluktur. Sorumluluk ve zorunluluk, gücü bir hukuki maddeden değil; Allah’a karşı ‘kulluk ve ibadet bilinci’nden alır.
Sahip olduğunu vermenin ne demek olduğunu, hevasına ve sadece kendi çıkarını maksimize etmeye odaklanmış bir dünyanın anlaması çok güç, hatta imkânsız.
Dayanışma…
İnsanların birbirine dayanması…
Savaş yorgunluğu vardır mü’minlerin üzerinde. Mekke’ye dönmüşlerdir ve Peygamber Müslümanlara şöyle der:
– Birbirinize tutunun, omuzlarınızı dikeltin, dik durun ki müşrikler sizde bir zayıflık görmesinler!
Tesanüd, yani dayanışma, bir toplumu dik tutacağı gibi aradaki zayıfları da dik tutar. Özgüvenli var olmalarını sağlar.
Fakat yardımlaşmada da, dayanışmada da aslolan, üstün olan ‘veren olmak, destek olan, güçlü olan; yük olan değil yük alan’ olmaktır. İşte bunun için İslam cemaatini biz, Allah’a karşı haddini bilen, kardeşlerine karşı tevazu sahibi, yaşamında ‘dik duran’ olarak anlıyoruz.






